“Büyük Ortadoğu Projesi”nin Son Perdesi
Ortadoğu’da kara bulutlar belirmeye başladığında, herkes asıl fırtınanın nerede kopacağını merak ediyor. Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları derinleştikçe, perde arkasında dönen oyunun gerçek hedefi yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor: Türkiye.
Evet, yanlış okumadınız. İran sadece bir başlangıç. Asıl büyük resim, “Büyük Ortadoğu Projesi”nin tamamlanması ve bu projenin önündeki en büyük engelin Türkiye’nin ortadan kaldırılması.
Peki, neden Türkiye?
Çünkü Türkiye, son yıllarda izlediği bağımsız dış politikasıyla küresel sermayenin ve siyonist lobilerin planlarını bozan tek ülke konumunda. Kendi savunma sanayisini kuran, kendi parasıyla ticaret yapmaya başlayan ve Afrika’dan Kafkaslar’a kadar nüfuz alanını genişleten bir Türkiye, emperyalizmin uykularını kaçırıyor.
Bazı kaynaklara göre, Pentagon’un gizli raporlarında Türkiye artık “kontrol edilemez müttefik” statüsünden çıkarılıp “bölgesel rakip” kategorisine alındı. İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye gelmesi işte bu yüzden an meselesi.
Senaryo nasıl işleyecek?
İran’daki çatışmaların giderek artması, Türkiye’nin güneydoğusundaki PKK/YPG unsurlarının çözüm sürecine katkıda bulunmamaları bir tesadüf mü? Suriye’nin kuzeyinde yeni bir “terör koridoru” açılması için zemin yoklanıyor. Amerika, İran bahanesiyle bölgeye yığdığı askeri teçhizatı, aslında Türkiye sınırına yönlendirmek için gün sayıyor.
Ekonomi cephesinde ise durum daha karmaşık. İran’a yönelik yaptırımların Türkiye ekonomisini sarsması, halkı sokağa dökmesi ve böylece iç karışıklık yaratması planlanıyor. Dışarıdan gelen ateş, içeriden kargaşa… Tıpkı diğer Ortadoğu ülkelerinde uyguladıkları klasik senaryo gibi. Boğazlar meselesi ve Montrö’ye gelince, unutmayın ki Montrö Sözleşmesi var. Karadeniz’e açılan kapı Türkiye’nin elinde. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta izlenen denge politikası, Amerika’nın Karadeniz’de serbest dolaşım hayallerini suya gömdü. İran’dan sonra Türkiye’nin kuşatılması, aslında Rusya’ya giden ikmal yollarının kesilmesi ve Karadeniz’in tamamen NATO kontrolüne geçmesi anlamına geliyor.
Peki, Türkiye ne yapacak?
İşte asıl mesele burada. Türkiye, İran’a yönelik saldırılara sessiz kalamaz. Eğer sessiz kalırsa, sıranın kendisine geleceğini çok iyi biliyor. Eğer müdahil olursa, doğrudan ateş hattına çekilmek isteniyor. İki arada bir derede bırakılmak isteniyor.
Trump’un en çok istediği şey, İran’daki çatışmalar sürerken Türkiye sınırında “provokatif bir olay” yaşanması. Sahte bayrak operasyonu, sınır ötesi bir çatışma ya da büyükelçilik baskını… Her an tetiklenebilecek bir saatli bombanın üzerinde oturuyoruz.
Sonuç: Kıyamet senaryosu mu, yoksa bir uyanış mı?
İran’dan sonra Türkiye’ye sıra gelirse, Ortadoğu haritası yeniden şekillenebilir. Ancak hesaplamadıkları bir şey var: Türk milleti, emperyalizmin oyunlarını 100 yıl önce Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda bozdu. Yine bozar.
Ama şurası kesin: Önümüzdeki 6 ay, Türkiye’nin kaderini belirleyecek. Ya bu oyunu bozacak ve bölgesel güç olarak yükselişini sürdürecek ya da İran’dan sonra hazırlanan ikinci koltukta oturacak.
Sizce hangisi olacak? Perde arkasındaki güç, Anadolu topraklarında yine hezimete uğrayacak mı, yoksa asırlık emellerine bir adım daha mı yaklaşacak?
Takvimler hızla ilerliyor…